kırmızı burunlu palyaço
Journal Entry: Sun Mar 30, 2008, 5:19 PM
kahkahaların ayyuka çıktığı genişçe bir çadır... herkes gülmek için gelmiş... kiminin muhtelif dertleri kiminin umrunda olmadığı bir hayatı... kiminin “kaç kere gelicez dünyaya canım” dediği... çocukların da safiyane duygularla gülmekti belki de niyeti... etrafını bu tiplerin sardığı genişçe alanın tam ortasında, yı pranmış kahve renkli büyük bir topun üzerinde dengesini sağlamaya çalışırken ellerindeki elmalarla gösteri yapmaya çalışan bir palyaço... yaptıkları komik miydi... topun üzerine çıkan, elmaları havaya atarak el değiştiren bir adam komikliğinde... topun üzerine çıkana gülünür müydü yada elmalarla oynayana... ama gülünüyordu... "a" dese gülünüyor, "b" dese yine gülünüyor... yaptığının bir önemi yoktu sanki... gelenlerin yegane hedefiydi gülmek kahkahalar savurmak mecnun gibi... onu oradan çekip alsan pek bir şey değişmeyecek gibi... insanlar belki de kendi kanayan yaralarına gülüyordu... kafa bulma adına yapılanlar aslında kafayı kaybettirmiyor mu...
gelenler gitmişti... şimdi o geniş çadırda derin bir uğultu yankılanmakta kulakları sağır eden bir sessizlik hüküm ferma olmuştu... malzemelerini eline alı p kendisine tahsis edilen, kasvet yüklü bulutların gelip döküldüğü yarı aydınlık odasına doğru yöneldi... kulaklarındaki uğultu devam ediyordu... şöyle bir dönü p arkasına baktı... az önceki mahşeri kalabalık dağılmış yerinde firak rüzgarları eser olmuştu... yarı aydınlık odası gibi yarı aydınlık bir koridordan geçerek odasına ulaştı... kendisinden önce girmişti eli odaya karanlığı kaçırmak için... el yordamıyla buldu anahtarı ve ışığı açtı... yorgun ve bitkindi... kahkahalara maruz kalmış giysisini çıkarı p astı kapının arkasındaki askıya... kapının tam karşısında eski ahşap bir masa, masanın üzeri dağınık denebilecek kadar yoğundu... duvara bitiştirilmiş bir kaç kitabın hemen yanında gösteriden önce içilmiş ve o sıcak halini muhafaza edememiş boş bir çay bardağı duruyordu... kafasına taktığı huni biçimindeki şapkasını masada bulduğu bir boşluğa bırakıverdi... eski yorgun sandalyesine oturdu... dirseklerini masaya dayayarak elleriyle şakaklarına masaj yapmaya çalışıyordu... bi süre sonra da gülen yüzünü çıkardı ve derin derin elindeki maskeye baktı... hafif bir tebessüm belirdi dudaklarında... ve birkaç damla yetişi verdi arkasından, yanaklarından dudağına dökülen... incelmiş bir ruhun titreşimi ve derinden hissedilişiydi bu bir kaç damla göz yaşının menbaı... yine kapının arkasında asılı olan siyaha dem vurmuş koyu gri renkli paltosunu giydi ve kaşkolunu da alarak odadan çıktı... eli geri döndü odayı karanlığa boğmak için... kapıyı çekti ve yola koyuldu...
mutad bir hayatın kıyısında yaşıyor gibiydi... yine aynı sokakları çiğneyerek evine gidiyordu... rüzgarda savrulan saçları ve kaşkolu... kainat kitabının yazarı sonbahar sayfasını çevirmişti... hazan mevsiminin renklerine bulanmıştı şehir... yapraklar umudunu yitirmiş birer birer dökülüyordu... firak mevsimiydi hazan... ayrılık meyvesinin çiçek açtığı mevsim... sonun habercisi... bir ikindi vakti... gün batımı, güneşin gurub edişi... gri bulutlar çökmüştü bu şehrin üstüne... güneşini yitirmiş gözlerinin feri sönmüştü şehrin... ve yanakları ıslaktı... insanların umarsızca çehresine bası p geçmelerine mi ağlıyordu ne... önü kıştı bu sayfanın... beyaz bir çarşaf serilecek kefen gibi... ne manidardır kar, ölen tabiatın üzerine serilen kefen misali... bir gün sen de giyeceksin o beyaz gelinliği diye geçirdi içinden rüzgarın ahenkle dans edişleri arasında yoluna devam ederken... bir gün sana da vuracak hazan, sende hazan rengine boyanacaksın yüzün solacak ve yaprakların dökülecek... güneşin gurub edecek... ve beyazlar içinde seni bir bekleme salonuna alacaklar uzun bir bekleyiş için...
bunlar aklından geçerken bir yandan da üşümüş ellerini ısıtmaya çalışıyordu... doğru anahtarı bulana kadar bir süre kapıda bekledi ve nihayet doğru anahtarı bulup içeriye girdi... evi en az onun kadar yalnızdı... ve bu yalnızlığı dolduran tek kişi yine kendisiydi... anahtarı şifoniyerin üzerine bıraktı ve hemen mutfağa yönelip çaydanlığı ateşle buluşturu verdi... çayı çok severdi... ve onun keyfini kolay kolay hiçbir şeye değişmezdi... oturma odasındaki eski püskü kimi yerleri sökülmüş koltuğa bıraktı kendini... derin bir boşluğa bırakmıştı sanki kendini... gözleri bir-iki çırpınıştan sonra oracıkta kapanı verdi...
...
- Listening to: my soul
- Reading: cosmos book
Devious Comments
--
just my imagination
--
design is for life.
groups: :iconadanacity: :iconDesignersJunior:
inan mesaja enter dediğim an farkettim hatayi lakin telafisi olmayan bir yola girmişti birkere illistrasyon.
illustrator hala gözüme giremedi. yavaş kalıyor. umuyorum düzelecek
--
design is for life.
groups: :iconadanacity: :iconDesignersJunior:
--
design is for life.
groups: :iconadanacity: :iconDesignersJunior:
teşekkür ederim
--
just my imagination
Thanks for your visit in my gallery
You are always welcome
Greetings from Brazil
--
- Dani -
"A good thought takes down a sad day"
--
I capture life in a small box named CAMERA
--
If i'm killed by the questions like a cancer,
then i'll be buried in the silence of the answer..
By myself..
you have great gallery
--
Islam is a religion of forgiveness
[link]
--
اتمنى لك يوما طيبا
₪ ø ≡ o.
encore une fois? ||| Billy Talent! 19.o6, Warsaw
--
...h`ic degismedi, hep s`onsuz...
--
If i'm killed by the questions like a cancer,
then i'll be buried in the silence of the answer..
By myself..
--
kübü kübü kübütüsler mutlu mesut galeriler ........ kübü kübü kübü
--
sabahları şarkı söyleyebilirim.
--
just my imagination
--
Don't let your fears stand in the way of your dreams...
--
just my imagination
--
kübü kübü kübütüsler mutlu mesut galeriler ........ kübü kübü kübü
--
︻┳═一 ғЦпğμζ
Previous Page12345... Next Page